Kapadokya'da
bulunan kervansaraylar
|
Kapadokya İpek Yolu’nun üzerindeydi. Ticaret
yolu olan bu yolda konaklama kervansaraylar ile sağlanıyordu.
Bölgede iki önemli kervansaray var ve her ikisi de ziyarete
açık. Ağzıkarahan, Aksaray-Nevşehir yolu üzerinde, 1231’de
Selçuklular tarafından inşa edilmiş. Saruhan ise Avanos’un
5 kilometre kuzeyinde, 1217 yılında Selçuklu Sultanı Alaattin
Keykubat tarafından inşa ettirilmiş.
SARIHAN (Kervansaray)
Sarıhan
kervansarayı, doğu-batı bağlantısını sağlayan Aksaray-Kayseri
güzergahının Nevşehir sınırları içinde kalır. Avanos
ilçesinin 5 km güneydoğusunda, Ürgüp'ün ise 6 km
kuzeyinde, Damsa vadisinde yer alır. II. İzzettin
Keykavus zamanında - belki de onun tarafından - 1249 yılında
yaptırılan Sarıhan 2000 m²'lik bir alanı kaplamaktadır.
Sarıhan'da yapı malzemesi olarak sarı, pembe ve devetüyü
renginde, oldukça düzgün kesme taşlar kullanılmıştır. Gerek
anıtsal portalin, gerekse iç portalin kapı kemerlerinde iki
renkli taşlar kullanılmış, böylece dekoratif bir görünüm
sağlanmıştır. Üst kısımları yer yer yıkılan han, 1991 yılında
restorasyonu tamamlanarak orijinal haline getirilmiştir.
Selçuklu sultanları, sultanhanların en son örneklerinden
olan Sarıhan'dan sonra han yaptırmamışlardır.
AĞZIKARAHAN (Kervansaray)
Aksaray
Sultanhanı'ndan sonra Kapadokya'da ikinci durak Aksaray-Nevşehir
karayolunun 15. km'sinde yer alan Ağzıkarahan'dır. Bulunduğu
köyle aynı adı taşıyan kervansarayın, diğer adı da Hoca Mesud
Kervansarayı'dır. Ağzıkarahan'ın 2 kitabesine göre yapımına
zengin bir tüccar olan Hoca Mesud bin Abdullah tarafından
1231 yılında başlanmış, 1239'da tamamlanmıştır. Kervansaray'ın
holü I. Alaaddin Keykubat, avlusu ise oğlu II. Gıyaseddin
Keyhusrev zamanında yapılmıştır.
Ağzıkarahan, portalleri, köşk mescidi, kuleleri
ve diğer mimarî özelliklerinden dolayı kale görünümlü sultanhanlarını
hatırlatmaktadır. Avlu ortasında anıtsal bir yapı gibi görünen
ve dört kemer üzerine oturan köşk mescit, etrafında ise revaklı
ve kapalı mekanlar yer alır. Ağzıkarahan süslemelerinde insan,
hayvan ve bitkisel motiflerin tercih edilmemiş olması hana
farklı bir özellik kazandırmıştır. Hanın dışında güney tarafında
dikdörtgen planlı bir de hamamı bulunmaktadır. Ağzıkarahan,
Karamanlılar ile Memreş adlı bir Türk beyi arasındaki çatışmada
büyük tahribe uğramış, iki kulesi yıkılmış; 14. yüzyıl başlarında
Kerimeddin Gazan Han tarafından yeniden yaptırılmıştır.
Ağzıkarahan'a 17 km, Alayhan'a 12 km uzaklıkta
olan Tepesidelikhan'ın diğer adı da Öresinhan'dır. Kapalı
avlulu kervansaray grubundaki hanın kitabesi kayıp olduğundan
kesin yapılış tarihi ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemekle
birlikte, 13. yüzyılın üçüncü çeyreğine ait olabileceği araştırmacıların
ortak görüşüdür. Portali ve kubbesinin bir kısmı yıkılmıştır.
Ancak, pandantifli kubbenin etrafında yer alan birbirine
simetrik üçer sütunla destekli beşik tonuzlu mekanlar oldukça
etkileyicidir.
Sultanların yaptırdığı ilk hanlardan olan ve
Nevşehir'e 35 km uzaklıktaki Alayhan'ı, bugün Aksaray-Nevşehir
yolu ikiye bölmüştür. Yazılı kaynaklarda adı geçen II. Kılıçarslan
Kervansarayı'nın, bu han olması ihtimali bulunmaktadır. Genellikle
açık ve kapalı bölümlerden oluşan sultanhanlarının bu örneğinin
ne yazık ki açık bölümü tamamen yıkılmış, günümüze sadece
üç sahınlı, yedi tonozlu kapalı bölümün bir kısmı kalabilmiştir.
Geometrik motifli ve yedi sıralı mukarnaslı portalinde tek
başlı, çift gövdeli arslan tasviri dikkati çeker.
Kervansaray
Hakkında Genel Bilgi
|
Kervansaray kervanların ticâret yolları
üzerindeki konak yeri.
Devlet veya hayırsever kişiler tarafından kurulan
bu muhkem binalarda kervan ihtiyaçları ücretsiz karşılanırdı. Bunlar,
bir şehir içinde olurlarsa, han adını alırdı.
İslamiyetin yayılış dönemlerinde askeri maksatla
ve sınır emniyetini korumak için kurulan ribatlar, sonraki
devirlerde ticari maksatla kullanıldı ve bu binalara, kervansaray
adı verildi. Türklerin Müslüman olmasından sonra, genişleyen
İslam toprakları üzerinde ortaya çıkan kervansaraylar,
Selçuklular zamanında en gelişmiş şeklini aldı. Anadolu'da
bulunan çeşitli ticaret yolları üzerinde yüze yakın kervansaray
yapıldı.
Uzaktan bakılınca bir kale gibi görünen, içlerine
girildiği zaman kervan kafilelerinin her türlü ihtiyaçlarını
karşılayacak bir teşkilata sahib olan bu binalar, Selçuklu
sultanları ve yüksek devlet görevlileri tarafından büyük
ticaret yolları üzerinde her menzil için, yani 30-40 kilometrelik
mesafede bir yaptırılmışlardı. Müslüman doğu ve Hıristiyan
batı ülkeleri arasında bir köprü vazifesini gören Anadolu
toprakları üzerine, İkinci Kılıç Arslan, Birinci Gıyaseddin
Keyhüsrev, Birinci İzzeddin Keykavus ve Birinci Alaeddin
Keykubad gibi iktisadi ve ticari hayatın önemini bilen Selçuklu
sultanları; Antalya ve Sinop gibi giriş ve çıkış limanlarıyla
önemli ticaret merkezlerini birbirine bağlayan ticaret yolları
üzerinde büyük kervansaraylar kurdular. Bu merkezlere yerleştirdikleri
tüccarlara her türlü yardımda bulundular.
Anadolu'ya gelen yabancı tüccarlara da büyük
kolaylıklar gösterdiler. Yollarda herhangi bir şekilde zarar
gören, soyguna uğrayan ve malları denizde batan tüccarların
zararlarını devlet hazinesinden tazmin ederek, bir nevi devlet
sigortası kurduları. Antalya ve Alanya'dan (Alaiyye) başlayıp
Isparta, Konya, Aksaray, Kayseri, Sivas, Erzincan ve Erzurum
gibi büyük merkezlerden geçerek İran ve Türkistan'a ulaşan
doğu-batı istikametindeki yol üzerinde; Konya-Akşehir istikametinden
İstanbul'a ve Batı Anadolu vadilerine ulaşan yol üzerinde;
Konya, Ankara, Çankırı, Kastamonu, Durağan, Sinop istikametindeki
ve Sivas, Tokat, Amasya, Merzifon, Samsun hattıyla Sinop'a
ulaşan güney-kuzey ve Elbistan, Malatya, Diyarbakır üzerinden
Irak'a giden yollar üzerinde pek çok kervansaray yaptırdılar.
Selçuklular zamanında Anadolu'da kurulan yol
güzergahları, Osmanlılar zamanında değişti. Bunun sonucu
olarak bazı yerler ticari merkez olma durumunu kaybettiler.
Zaten Ümit Burnu yolunun bulunması ile Hindistan'a
ulaşan ticaret yolunun ağırlık merkezi de Atlas Okyanusuna
kaymıştı. Anadolu'da ticaretin önemini kaybetmesi üzerine,
Selçuklular zamanındaki kervan yolları da ıssızlaştı. Mesela
Osmanlı Devletine başşehir olan İstanbul'u, Suriye ve Irak'a
bağlayan yol, Konya-Adana istikametini takib ettiği için,
Antalya'dan Sivas'a veya Elbistan'dan Kayseri ve Sivas'a
giden yollar, bu şehirleri birbirine bağlayan tali yol durumuna
düştü. Bu yollar üzerinde bulunan kervansaraylar da ister
istemez eski önemini kaybetti. Fakat yeni yol güzergahlarının
ortaya çıkması üzerine Osmanlılar da, kervansaray yapımına
devam ettiler. İstanbul'u, Suriye üzerinden Mekke ve Medine'ye
bağlayan yol üzerinde hac farizasını ifa etmek için giden
hacıların her türlü ihtiyaçlarını karşılamak üzere kervansaraylar
kurdular.
Zengin ticari malları taşıyan kervanlar için
hudut civarında düşman çapulcularından, içeride göçebe ve
eşkıya baskınlarından koruyacak emniyetli konak yerleri sağlamak
ve yolcuların kondukları ve geceledikleri yerlerde her türlü
ihtiyaçlarını temin etmek maksadıyla kurulan kervansaraylarda;
yatakhane ve aşhaneler, erzak ambarları, ticari eşya depoları,
yolcuların hayvanları için ahırlar, samanlıklar, yolcuların
namaz kılmaları için mescidler, kütüphaneler, misafirlerin
yıkanması için hamamlar, abdest almaları için şadırvanlar,
tedavileri için hastahane ve eczahaneler, ayakkabılarının
tamiri ve fakir yolculara yenisinin yapılması için ayakkabıcılar,
hayvanları nallamak için nalbantlar, bu teşkilat ve tesisleri
idare edecek, gelir ve gider hesaplarını yapacak divan (büro)
ve memurları vardı.
Umumiyetle Selçuklu sultanları ve devlet adamları
tarafından yaptırılan bu muazzam kervansarayların hepsi vakıftı.
Maddi büyüklükleri ve teşkilatları nisbetinde zengin gelir
kaynaklarına da sahiptiler.
Bu suretle kervansaraylara inen ve konaklayan
tüccar ve her türlü yolcu, zengin fakir; Müslüman gayri müslim
kim olursa olsun, orada her türlü ihtiyacını ücretsiz olarak
görebilirdi.
Kervansaraylarda hasta yolcular, sıhhat buluncaya
kadar tedavi edilir, hayvanlarının tedavisi de baytar (veteriner)
tarafından yapılır ve tedavi masrafları vakıf tarafından
karşılanırdı. Fakir hastalar, öldüğü takdirde kefen masrafları
da vakıf gelirlerinden ödenirdi.
Büyük ve muhkem binalar olan kervansaraylarda
akşam olunca kapılar sıkıca kapatılır, vazifeliler tarafından
kandiller yakılırdı. Kapı kapandıktan sonra hiç kimse dışarıya
çıkarılmaz, fakat dışarıdan gelenler içeriye alınırdı. Şafak
atınca davullar çalınır, herkes uyandıktan sonra hancılar;
Ey ümmet-i Muhammed! Malınız, canınız, elbiseleriniz ve atınız
tamam mı? diye sorarlar, herkes; Tamamdır. Allahü teala hayır
sahibine rahmet eylesin. diyerek kervansarayı vakf edene
dua ederlerdi. Herkes gerekli yol hazırlıklarını yaptıktan
sonra kapılar açılır, misafirlere; Gafil gitmeyin, herkesi
arkadaş etmeyin, yürüyün, Allah asan (kolay) getire. diye
dua ve nasihatte bulunduktan sonra kervanlar uğurlanırdı.
Sulh zamanında ticari maksatlar için kullanılan
kervansaraylar, harb zamanında o belde ahalisinin düşman
hücumundan korunmak için sığındığı veya sefer esnasında ordunun
konakladığı müstahkem yer olarak da kullanılırdı. Bilhassa
hudut boylarına yakın kervansaraylar, hudut kalesi vazifesini
görürdü. Aksaray yakınındaki Sultan Hanı, 20.000 askerle
kuşatan bir Moğol komutanına iki ay dayanacak ve alınamayacak
ölçüde muhkem idi.
İslam dininin misafirperverliğe ve hayırseverliğe
verdiği ehemmiyet sonucu, ortaya çıkan kervansarayların bir
benzeri, ortaçağ Avrupasında olmadığı gibi, düşüncesi bile
mevcut değildi. İslam tarihinin önceki devirlerinde olduğu
gibi, Osmanlılarda da bu güzel ve faydalı eserler uzun bir
zaman halkın hizmetinde kullanıldılar.
Ülkemizdeki
Önemli Kervansaray Ve Hanlar
|
Selçuklular yol ağınin her 40 kilometresine
bir han yaptılar ve Anadolu'yu kervanlar için en güvenli
ülke haline getirdiler
Selçuk Türkleri pek çok kervansaray yapmistir. Bunun sebebi, kolay
anlaşılır: Anadolu'yu yurt edindikten sonra ilk iş olarak iyi bir
karayolu ağı meydana getirdiler. Bu yol ağının her 30-40 kilometresinde
bir han yaptılar. Kervanlar ve yolcular bu hanlarda barınıyordu.
Hanlar birer yolcu barınağı olmaktan başka, yol güvenliği saglayan
birer karakol vazifesi de görüyordu. Uzak ülkelerden gelen ticaret
kervanlari, yine uzak ülkelere güvenle giderlerdi.
Hanlar, eskiya baskınına karşı koyabilecek
bir şekilde yapılmış kaleler gibiydi. Devrin seyyahları
ve tarihçiler, Anadolu'nun en sakin, düzenli ve faal devrini
Selçuklular zamaninda yaşadığını anlatırlar. Bunda, yol
boyunca dizilen hanların, yani kervansarayların rolü olduğunu
söylerler.
Sultan Hanı (Alaeddin Kervansarayı)
Aksaray'a 40 km. uzaklıkta ve Sultanhanı kasabasındadır.
Selçuklu kervansaraylarının en büyüğü ve en güzelidir. I.
Alaeddin Keykubat tarafından 1229 yılında yaptırılmıştır,
bir yangından sonra 1278'de onarılarak genişletilmiştir.
Mimarı Muhammed bin Havlan el-Dimışki'dir. 50x110 m.ebatında
bir plan üzerine yapılmıştır. Yazlık ve kışlık olmak üzere
iki bölümdür. Taçkapısının bezemeleriyle ünlüdür.
Karatayhan
Atabey emir Celaleddin Karatay tarafından yaptırılan
Kayseri-Malatya güzergahındaki Karatayhan belki de Kapadokya
kervansarayları arasında en iyi korunanıdır. Türkiye ile
Suriye arasındaki bağlantıyı sağlayan önemli ticaret yolunun
üzerinde bulunan hanın yapımına Alaaddin Keykubat zamanında
başlanmış, Keyhusrev zamanında 1240-41’de tamamlanmıştır.
Vakfiyesinden Karatayhan’ın hem ekonomik, hem de sosyal yardım
için yaptırıldığı anlaşılmaktadır. 46x80 m. ölçülerindeki hana
giriş güney duvarındaki gösterişli portalindendir. Beden duvarlarından
yüksek ve dışa doğru taşkın olan portalinde geometrik, bitkisel
ve figürlü olmak üzere üç tip bezemeyi bünyesinde bulundurması
diğer kervansaraylardan ayrılan ön önemli özelliğidir. Avlunun
doğu kenarında sivri tonozlu, ince, uzun, doğrudan avluya açılan
hücreler batısında ise revaklar bulunur.
Rüstem Paşa Kervansarayı
Edirne'dir. 1554 tarihinde Rüstem Paşa tarafından
Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. İki katlıdır. Birinci katta
39, ikinci katta 41 odası vardır. 1972 yılında restore edilerek
otel olarak kullanılmaya başlanmıştır.Ke
Kapalıçarşı
İstanbul Kapalıçarşısı Fatih tarafından kurulmuş,
Kanuni döneminde (1520-1566) büyütülmüş, 1701 yılında bugünkü
planıyla inşa edilmiştir.
Edirne Bedesteni
Çelebi Sultan Mehmet tarafındanEski Cami(Cami-i
Atik)'ye gelir temini amacıyla yaptırılmıştır.(XV. yüzyıl)
Zazadin Han
Konya'ya 22 kilometre uzaklıkta, Aksaray-Konya
karayolundan 5 kilometre içerde Tömek köyü yakınında olan
ve Saadeddin Köpek Hanı diye de anılan Zazadin Han, 1235-1236
yıllarında yapılmıştır. Güney cephede, kapalı mekana yakın
bir yerde bulunan açık bölüm taç kapısı, beyaz ve açık kahverengi
taşlarla yapılmıştır. Güney cephenin inşasında, çok miktarda
işlenmiş buluntu taş kullanılmıştır. Taç kapının hacimli
kitlesi içinde, duvara oturmuş basamaklarla çıkılan ve zengin
bir taş süslemeye sahip olan mescidi yer almaktadır.
Kızılören Hanı
Konya-Beyşehir karayolu üzerinde, Konya'ya
41 kilometre uzaklıkta olan Kızılören Hanı, 1206-1207 tarihlerinde
Selçuklu sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır.
Ertokuş Hanı
Beyşehir-Eğirdir karayolu üzerinde, Gelendost
ilçesinin Yeşilköy mevkiindedir. Kapalı bölüm kapısı üzerindeki
kitabeden 1233 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Susuz Han
Burdur-Antalya karayolunun 2 kilometre içerisinde,
Bucak ilçesine bağlı Susuzköy'ün içindedir. Susuz Han'ın,
II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in saltanat döneminde, 1237-1246
yılları arasında bir tarihte yaptırıldığı tahmin edilmektedir.
En gösterişli yeri taç kapısıdır. Girişin iki yanındaki mihrabiyelerin
kemerleri üstünde yer alan 'ejder' ve 'melek' motifleri dikkati
çekmektedir.
Kırkgöz Han
Burdur-Antalya karayolundan yaklaşık bir kilometre
içerde, Antalya'ya 30 kilometre uzaklıktadır. Açık bölüm
taç kapısı üzerindeki kitabeye göre han, II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in
saltanat döneminde, 1236-1246 yılları arasında bir tarihte
inşa edilmiştir.
Alara Han
Antalya-Alanya karayolundan 8 kilometre içeride,
Antalya'ya 115 kilometre uzaklıkta, Akdeniz'e ulaşan yolların
kontrolünde stratejik bir görevi olan Alara kalesinin yakında
bulunmaktadır. Sultan Alaaddin Keykubad tarafından 1229-1230
yıllarında yaptırılmıştır.
|